Obezite tedavisinde bariatrik cerrahi, son yıllarda etkili bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu cerrahi girişim, kamuoyunda ve bazı hastalar tarafından çoğunlukla “kalıcı bir çözüm” olarak algılanmaktadır. Oysa bilimsel veriler, bariatrik ameliyatın tek başına bir tedavi yöntemi değil; metabolik, fizyolojik ve davranışsal bir sürecin başlangıç noktası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bariatrik cerrahi; mide hacmini küçülterek, besin alımını kısıtlayan ve/veya emilimi azaltan mekanik bir müdahaledir.

Ancak, obezite yalnızca mide hacmiyle açıklanabilen bir durum değildir. Enerji dengesi, hormonal yanıtlar, bağırsak-beyin ekseni, mikrobiyota ve psikolojik faktörlerin bir bütün olarak ele alınması gerekir. Bu nedenle ameliyat sonrası süreç, en az cerrahinin kendisi kadar kritik bir dönemdir.

Bariatrik Cerrahinin Metabolik Etkileri

Bariatrik ameliyatlar, yalnızca anatomik değişikliklere yol açmaz. Aynı zamanda endokrin ve metabolik değişikliklere de yol açar. Sleeve gastrektomi ve gastrik bypass gibi ameliyatlardan sonra vücutta iştahı ve tokluk hissini yöneten sistemler farklı çalışmaya başlar. Bu durum, bireylerin daha çabuk doymasına ve besin tüketiminin azalmasına katkı sağlar.

Ancak literatür, bu hormonal avantajların zamanla zayıflayabileceğini göstermektedir. Ameliyat sonrası ilk 12–18 ay, metabolik adaptasyonun en yoğun olduğu dönemdir. Bu sürecin doğru beslenme planlamasıyla desteklenmemesi durumunda vücut, enerji harcamasını düşürerek kilo kaybına direnç geliştirebilir. “Metabolik adaptasyon” olarak tanımlanan bu durum, kilo geri kazanımının en önemli nedenlerinden biridir.

Beslenme Davranışı:

Bariatrik cerrahi, bireyin ne yediğini değil yalnızca ne kadar yiyebileceğini sınırlar. Besin seçimi, yeme hızı, sıvı–katı ayrımı ve protein önceliği gibi faktörler değişmediği sürece cerrahinin uzun vadeli başarısı riske girer.

Araştırmalar, ameliyat sonrası dönemde yetersiz protein alımının kas kaybı, bazal metabolizma hızında düşüş ve halsizlik ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra, sıvı kalorilerin (şekerli içecekler, aromalı kahveler, alkol) fark edilmeden yüksek enerji alımına yol açması da kilo kontrolünü zorlaştıran önemli bir unsurdur. Dolayısıyla bariatrik hastalar için beslenme, yalnızca “az yemek” değil; “doğru içeriği, doğru zamanda ve doğru sırayla tüketmeyi öğrenmek” anlamına gelir.

Mikronutrient (Mikro besin) Eksiklikleri:

Bariatrik ameliyat sonrası dönemde vitamin ve mineral eksiklikleri sık görülmektedir. Özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum, D vitamini ve folat eksiklikleri; saç dökülmesi, yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu ve kemik mineral yoğunluğunda azalma gibi klinik sonuçlara yol açabilir.

Bu eksiklikler çoğu zaman “normal ameliyat sonrası şikâyetler” olarak hafife alınır. Oysa bilimsel veriler, düzenli takip ve uygun takviye planlaması yapılmadığında bu durumun kalıcı sağlık sorunlarına dönüşebileceğini göstermektedir. Bariatrik cerrahi sonrası yaşam boyu süren mikronutrient takibi, cerrahinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Psikolojik ve Davranışsal Uyum Süreci:

Ameliyat sonrası dönemde bireylerin yalnızca bedeni değil, yemekle kurduğu ilişki de değişir. Fiziksel açlık azalırken, duygusal yeme davranışı devam edebilir. Bazı bireylerde yemek yerine başka davranışlara yönelim (alışveriş, sigara, alkol) gözlenebilir. Bu durum literatürde “transfer bağımlılık” olarak tanımlanmaktadır.

Bu noktada, multidisipliner yaklaşımın önemi ortaya çıkar. Bariatrik cerrahi sürecinin; diyetisyen, psikolog ve hekim iş birliğiyle yürütülmesi, uzun vadeli başarının temel belirleyicisidir.

Sonuç: Sürdürülebilir Başarı

Bariatrik cerrahi, obezite tedavisinde güçlü bir araçtır. Ancak, tek başına yeterli değildir.

Ameliyat sonrası dönemde; beslenme eğitimi, davranış değişikliği, düzenli takip ve bireye özgü planlama olmadan sürdürülebilir bir başarıdan söz etmek mümkün değildir!

Bu nedenle bariatrik cerrahi, bir son değil; bireyin bedenini, metabolizmasını ve yeme davranışını yeniden tanıdığı uzun soluklu bir başlangıçtır. Bu başlangıcın nasıl yönetileceği ise cerrahiden çok ameliyat sonrası sürecin bilimsel ve bütüncül şekilde ele alınmasına bağlıdır.

 

Kaynakça

Adams, T. D., Davidson, L. E., Litwin, S. E., et al. (2017). Weight and metabolic outcomes 12 years after gastric bypass. New England Journal of Medicine, 377, 1143–1155.

Mechanick, J. I., Apovian, C., Brethauer, S., et al. (2020). Clinical practice guidelines for the perioperative nutrition, metabolic, and nonsurgical support of patients undergoing bariatric procedures. Endocrine Practice, 26(12), 1349–1415.

Parrott, J., Frank, L., Rabena, R., et al. (2017). American Society for Metabolic and Bariatric Surgery integrated health nutritional guidelines. Surgery for Obesity and Related Diseases, 13(5), 727–741.

Sarwer, D. B., Wadden, T. A., & Fabricatore, A. N. (2011). Psychosocial and behavioral aspects of bariatric surgery. Obesity Research, 19(8), 123–132.

Sjöström, L. (2013). Review of the key results from the Swedish Obese Subjects (SOS) trial. Journal of Internal Medicine, 273(3), 219–234.

Paylaş.
Yorum Yapın

Exit mobile version