Ondokuz Mayıs Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Nöroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Murat Terzi, yapay zeka ile beslenmenin ileri süreçte sağlığımıza ve psikolojimize etkisine yönelik soruları cevapladı.
1. Kendinizden ve çalışma alanınızdan bahsedebilir misiniz?
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi tıp, uzmanlık ve tüm akademik eğitimimi aldığım yer. Yaklaşık 7 yıldır Nöroloji ve Sinir Bilimleri Anabilim Dallarının başkanlığını yürütüyorum. Son 4 yıldır Türk Nöroloji Derneği yönetim kurulundayım. Bununla beraber son 1 yıldır da yönetim kurulu başkanlığına devam ediyorum.
Baş ağrısından epilepsiye kadar nörolojinin her alanına bakıyoruz. Özellikle çalışma alanım nöro-immünolojik hastalıklar. Bunların başında MS dediğimiz bir hastalıkla daha çok ilgileniyorum. Son birkaç yıldır da özellikle artarak yapay zeka ve dijital teknoloji konusunda çalışmalarımı yürütüyorum.

2. Türk Nöroloji Derneği’nin “Nörolojide Yapay Zeka ve Dijital Teknolojiler” çalışma grubunun kurulma amacı nedir?
Yapay zeka ve dijital teknoloji günümüzün çok önemli bir alanıdır. Ziraatten hayvancılığa, ekonomiden bankacılığa her yerde var. Tıpta da özellikle hem diagnostik (tanı) olarak hem de prognozu (öngörü) belirlemede kullanıldığını biliyoruz.
Nöroloji olmadan yapay zeka olmaz. Çünkü yapay zeka nöron veya beyin taklidi yapıyor. Biz de burada yapay zekayı geliştirirken nörologlar bunun içinde olsun istedik. Dünyada da böyle olduğunu gördük ve bu alanda ilerliyoruz.
Çalışma kurulumuz 2 yıldır devam ediyor. Ancak 5 yıla yakın süredir Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Özellikle MR görüntüleme dediğimiz görüntülerle tanı koyma, beyinde olan bir problemin ne olabileceğini makineye tanıtıyoruz. Bunun dışında bazı veri tabanları geliştiriyoruz. Alzheimer, Parkinson, MS, ALS gibi nörolojik hastalıklarda veri tabanları yapıyoruz. Aynı zamanda aplikasyon çalışmalarımız ile hastalardan verileri alıyoruz. Çok uzak bir yerde olan hastaya anketler gönderelim anketler bize gelsin istiyoruz. Bunun dışında geliştirdiğimiz yürüme analizi ve ses analizi gibi dijital testler var. Tabi bunları yaparken sadece nörologlar değil multidisipliner bir çalışmamız var. Mühendis, fizyoterapist, psikolog ve beslenme ve diyetetik uzmanlarımızla bir araya gelerek ortak bir çalışma modeli oluşturuyoruz. Şu an dünyayla da çok rekabet edecek bir durumda olduğumuzu söyleyebilirim.
3. Metaverse kavramını tanımlayabilir misiniz?
Verilerin kaydedildiği ve aktarıldığı sanal bir platformdur. Artık beynin ölümsüzleşmesi denen bir sürece doğru gidiyoruz. Bununla ilgili 2040 gibi bir yıl hedefleniyor. Deniliyor ki insanoğlu yok olsa da beyni sonsuza kadar kalsın. Artık makineler birbirine öğretsin. Yani Kanada’da ki bir makine veya sanal bir beyin Türkiye’deki bir beyine direkt bir bilgi aktarabilsin. Bunun günümüzde de olabildiğini görüyoruz.
Biz istesek de istemesek de etraf daha da akıllı olmaya başladı. Dijital teknolojiyle beraber gelecek yıllar içerisinde etrafta daha çok robot dolaşmaya başlayacak. Her birimizin sanal gözlüğünde veya kulağında bir yerde sanal bir yardımcısı olacak, otonom uçaklar ve araçlar gelişecek. Metaverse ve diğer kavramlar da bunlarla ilişkili olarak devam ediyor. Çünkü bütün bu teknolojinin dünyaya sığması çok kolay olmuyor.
İnsanların bugün itibariyle ikizlerine, üçüzlerine doğru gidiyoruz. Sen gidemediğin yerlere ve yapamadığın şeylere onları göndereceksin. Bugün Almanya’da bir konuşmam var ve sanal görüntüm oraya gidiyor. Oradaymışım gibi görüntüm sunumumu yapıyor ama ben Samsunda’yım. Tabi burada metaverse, sanal dünya ve diğerlerinden hangisi olursa olsun en önemli şey etik durmaktır. Hukuksal anlamdaki yansımalarına riayet etmektir. İstesek de istemesek de hayalini kurduğumuz ve geleceğini bildiğimiz bir yapay zekada hem fikiriz. Biz bunu şekillendirirken insan ve toplum için faydalı bir yapay zeka modeline dönüştürmemiz lazım. Bunu önemsemek gerekiyor yoksa olmaz. Ben yapay zekaya, sanal dünyaya karşıyım dememek lazım. İstiyoruz ki en iyi şekilde gelişmesine biz katkı sağlayalım.
4. Sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik arasındaki fark nedir? Açıklabilir misiniz?
Sanal olan adından da anlaşılacağı üzere tamamen sanal bir gerçeklik, dünya ve yer. Tıp eğitiminde, beceri geliştirmede ve başka yerlerde de kullanılıyor. Artırılmış olan da ise var (gerçeklik) ama biraz daha sanal işin içine katılıyor. Mesela, ev veya ofislerde 3 boyutlu görüntüler katma ve çevreyi dizayn etme. Her ikisini birbirinden çok ayırmamak direkt ayrımını yapmaya çalışmamak gerekiyor. Yani artırılmış veya sanal gerçeklik mi var bundan çok gerçek olmayan konuları ne kadar gerçekmiş gibi anlayabiliriz önemli. Örn; bir beyin anotomisini bir laboratuvar ortamında bir kadavra veya beyin üzerinde görmek mi yoksa bir sanal ortam da görmek mi? Bir ameliyatı, bir cerrahi işlemi gerçek ortamda mı yapmak yoksa sanal ortamda yapıyormuş gibi mi olmak?
“-mış” gibi yapmak gerçekten yapmaya yarayacaksa o zaman ister sanal gerçeklikle ister artırılmış gerçeklikle bunda sorun yok. Ama “-mış” gibi olan şey hayatta pratik anlamda bir çözüm vermiyorsa sadece geçirdiğin zamanla kalıyorsun. Topluma bir katkısı ve faydası olmuyor. Onun için ayrıntısının üzerinde durulmaması gerektiğini düşünüyorum.
5. Oldukça yeni bir konu olan gıdaların artırılmış ve sanal gerçeklikle tüketimiyle ilgili siz ve çalışma grubunuzun araştırmaları var mıdır?
Hem koruyucu hekimlik hem de tedavilerden elde ettiğimiz başarılarda diyet oldukça önemli. Bizim çalışmalarımız daha çok örneğin tuz tüketimi, vücut kitle indeksi, obezite, su tüketimiyle veya içeriğinde ne olduğuyla ilişkili. Bunu normal beslenme dışında sanal bir platformda yapabilmek veya geliştirebilmek ne kadar pratik olur ilgili çalışmamız olmadığı için bir şey söyleyemiyorum.
6. Tüketicinin zihinsel, fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarına yönelik aşırı kişiselleştirilmiş yapay zeka destekli megan diyet adı verilen beslenmenin önümüzdeki yıllarda yaygınlaşması beklenmektedir. Bu diyetin uygulanması genel sağlık açısından nasıl avantaj ve dezavantajlar sunar?
Ülkemiz için bakarsak özellikle sebze ve meyvenin kiloyla satıldığı, un ve unlu gıdaların fazla tüketiminin olduğu ve obezite, vücut kitle indeksinin her geçen gün arttığı toplumla karşı karşıyayız. Şu anda insanlar 20-30 yıl önceye göre çok daha fazla psikoloğa ve çocuk psikiyatrisine gidiyorlar. Biz hem fiziksel hem de diyet alışkanlıklarımızı normal sağlıklı bir şekilde yapıyorduk. Ama şu anda hazır gıdalar ve fast food alışkanlığı bizi hem fiziksel olarak inaktif yaptı hem de beslenme olarak kötü bir alışkanlığına dönüştürdü. Hastalıklar (beyin damar tıkanıklıkları, beyin kanamaları, kalp rahatsızlıkları, kanser) arttı. Yaş ortalaması arttıkça da çevresel diğer şeylere daha çok maruz kalıyoruz. Böyle bir durumda megan diyet gibi şeylerin farklı uygulamalarını daha çok görüyoruz.

Şu anda kimisi glütensiz beslenmeye, oruç diyetine, başka diyete, diyetisyenin uzaktan kontrolüne başladı. İnsanlar bunun için ciddi paralar harcıyor. Şimdi burada bütün bunu yapmaktansa beni kontrol edecek bir megan diyet ne kadar güzel olur. Bilekliğimde, saatimde beni uyarsa, bugün çok şeker yedin şeker yemesen, biraz daha yürümen lazım. Bugün suyu çok az içtin üç bardak daha su tüketsen çok daha iyi olur. Tuz sınırını aştın tuz tüketmemen lazım, senin tansiyonun, diyabetin var. Böyle bir şey yapsa çok güzel olmaz mı? Ne güzel olur. Ben de bununla ilgili hayatımı daha iyi dizayn ederim. Bunda bir sakınca yok.
Özellikle bir asistan olmalı ki sadece bir şeyi değil her şeyi kontrol eden olursa çok iyi olur. Çünkü o zaman üç beş tane asistanınız olur. Sizi uyaran çok şey olması da iyi değil. Teknoloji güzel ama çok da hayatımıza girmemeli ve diyalog halinde olmamız lazım.
7. Sevmediğimiz yiyeceği tüketeceğimizde sanal gözlükleri takıp hoşlandığımız şeyi yediğimizi algılamamız gerçek tokluğu/tatmini verebilir mi? Bu durumda tüm duyularımız için gerekli uyarılar olsa bile beynimizi kontrol edebilir miyiz?
Olabilir ama gerekliyse olmalı. Sanal yerken sonuçta o kadar çok sevebileceğim ve yiyebileceğim şey varken onları yemek daha güzel olabilir. Ancak bir hastalık vardır, gerçekten de o gıdayı, ilacı ve takviyeyi alması gerekiyordur. Tıbben faydası vardır ama bir şekilde kokusundan tadından veya şundan çok büyük bir rahatsızlık duyuyordur. O zaman belki olabilir. Ancak burada bir şeyin mutlaka yedirilmesi veya kişinin bünyesine dahil edilmesi için gerekçesinin iyi ortaya koyulması gerektiğini düşünüyorum. Vegan kişiye zorla süt içirmemeye çalışmam veya et yedirmemem lazım. Neden ve sebep çok önemli. Ben süt içmek ve et yemek istiyorum ama kokusundan, renginden rahatsızım diyorsan bunu değiştirecek sanal yardımcılarda hiçbir engel yok.
Beyni inandırabiliriz. Ancak bir vegan, hayvan eti yemek istemiyorsa onu inandıracak başka bir şeyle beraber bitki gibi gösterip onu yedirmek doğru değil. Çünkü o zaman beyin bunu anlar, hisseder ve o his kişiyi daha büyük sıkıntılara sokar. Beyni çok kolay kandıramazsınız. Önce beynin bir şeye inanması lazım. Beyni, etin rahatsız etmeyecek bir et olduğuna inandırmanız ve hissettirmeniz lazım ki beyin rahatsız olmasın.
8. Sorunun devamı olarak artık sevmediğimiz şeylerin tadını, kokusunu veya ağız hissini (burukluk, sıcaklık, soğukluk) almayarak tat ve koku hafızamız yeniden nasıl şekillenir?
Beyin daha önce kodladığını bir kere kodlamıştır ve orada vardır. Bunu her gördüğünde kodladığı şekli aklına gelir. Ancak siz aynı şeyi farklı bir görselle, tatla ve renkle kişiye tekrar yedirdiğinizde o farklı bir şekilde kodlanacaktır. Yani beyin bunu eskisi yerine kodlamayacaktır. Ona yakın bi yere veya farklı bir yere kodlayabilir ama o yeni bir koddur artık. Eski kodun yerine koyacağınız şeyi de iyi modifiye edip kişiyle paylaşmanız lazım. Yani şunu demeniz gerek; daha önce et yedin ve şöyle bir travma geçirdin. Sana tekrar et yedireceğim ama bu et sende etkisi yapan etin yerine geçecek gibi bir politikayla gitmeniz lazım.
9. Bağırsaklarımız ve beynimiz arasındaki etkileşim nasıl değişir? Bağırsak floramızı ve oradaki popülasyona göre belli gıda gruplarını tüketme isteğimizi nasıl etkiler?
Beyin ve bağırsak arasında çok önemli bir ilişki var. Yediğimiz/içtiğimiz her şey bağırsak sisteminden geçerken gaita olarak atılana kadarki süreç içerisinde emilmelerden geçiyor. İçinden kana geçen moleküller var. Beyin en çok kan alan organ ve sonuçta kana geçen her şey de beyne yansıyor. Biz ne kadar sağlıklı beslenirsek mikrobiyotamız o kadar iyi olacağı gibi kana süzülen moleküller de o kadar iyi olacaktır. Bu bizim bağışıklık sistemimizi olumlu yönde etkileyecektir. Bu nedenle mikrobiyatayı ve yediğimizin/içtiğimizin bağırsaklarla olan ilişkisini çok önemsiyoruz.

Diyoruz ki sanki bağırsak ikinci bir beyin midir? Demek istediğimiz şey bağırsakları, kalbi ve böbreği de kontrol eden organ bütün vücudumuzda olduğu gibi beyin. Beyin ölümü dediğimiz şey de zaten beyin fonksiyonlarının devre dışı kalması. Kalp ölümü demiyoruz, bağırsak ölümü demiyoruz beyin ölümü diyoruz. Beyin, ölüme kadar bu organlarla çok sıkı ilişki içerisinde ve bu organlardan en önemli bir tanesi bağırsak. Aralarında çok güzel bir diyalog var. Bu diyalog iki taraflı, tek taraflı değil. Beyin ben seni ölene kadar çalıştırıyorum diyor ama karşılığında da ondan güzel şeyler bekliyor. Sen iyi şeyler bana sunmazsan bir müddet sonra ben de depresyona girerim, çok yorgun olurum ve başım ağrır diyor.
10. Önümüzdeki yıllarda yeni restoran konseptlerinde dış dünyadaki dikkat dağıtıcı unsurların olmadığı örn; doğa simülasyonları ortamında tek kişilik masaların olduğu sessiz kafelerin ve restoranların popülaritesinin artacağı bildirilmiştir. Bu durum zihinsel rahatlamamızı her zaman destekler mi? Toplumda yalnızlaşmayı beraberinde getirir mi?
Eğer bunu tercih ediyorsanız ferahlatır. Tercihiniz yalnız böyle bir doğa ortamında yemek yemekse hatta 3-5 kişi aynı ortamda da olabilirsiniz bu mümkün. Bunun şu anda değişik örneklerini görüyoruz. Amerika’da örnekleri var. Bununla ilgili bazı aplikasyonlar geliştiriliyor. Mesele bugün Toronto’dasın glütensiz, karbonhidratsız bir şey istiyorsan hemen ilgili restoranlar hangisiyse onları gösteriyor. Bugün %50 indirime girmiş glütensiz ürünler satan hangi restoran var hemen bunları sana döküyor.
Şimdi sen eğer böyle bir ortam istiyorsan ve böyle bir ortamın sana iyi hissettireceğini düşünüyorsan tabi ki bunun da hiç bir sakıncası yok.
11. Yapay zekayla beslenmenin uzun vadede tüketici psikolojisi ve sosyal yaşamı üzerine etkileri neler olabilir?
Burada ekonomisi oldukça önemli. Kişiye olan ekonomi yükü ne kadar olacak? Çünkü maliyet uygun olursa biraz daha fazla katkı sağlayacaktır. Bir diğeri de buradaki yapılan uygulamalar kişinin hem bedensel hem ruhsal özelliğine iyi gelebiliyorsa başarı olacaktır. Örneğin cerrahi işlemleri azaltacaksa, obezite her geçen gün daha çok azalacaksa, kişiler fiziksel ve ruhsal yönden kendilerini iyi hissedecekse ve maliyeti de uygun olacaksa bir başarı elde edilebilir. Ancak tam tersi, maliyeti çok yüksek olursa veya maliyeti ne olursa olsun elde edilen sonuçlar çok fayda sağlamıyorsa o zaman başarısız bir şey olacaktır. Bunu bir ürün, bir ilaç veya farmakolojik bir ürün olarak düşünün. Nasıl bir ilaç her bir hastada aynı etkiyi yapmıyorsa bu ve benzeri ürünler de herkeste aynı etkiyi yapmayabilir. Yani çok mucizevi bir şeyi bir kişide görebilirsiniz ama yüz kişide göremeyebilirsiniz.
Prof. Dr. Murat Terzi Hoca’yı takip etmeyi unutmayın: https://www.instagram.com/murat_terzi_/
Meraklısına;
Megan Diyet (Meganizm) ile Beslenmeye Hazırlanıyoruz
“Beslenmenin tamamen kişiye özgün olması gerek.”| Dyt. Nurseda Erbaş
Gıda Trendleri: Beslenme Alışkanlığımız 2025’te Değişecek Mi?